Buradasınız: Azbuz --> L'Aiglon Mustianapolis --> Bohem Bohemlik ve Üstüne
29 Ocak 2012, Pazar
   
<< ANA SAYFA
 
 
 | 
Bohem Bohemlik ve Üstüne
Kategori: Kültür - Sanat > Edebiyat > Deneme
              Toplum > İnanç Dünyası > Din
Bohem tabiri ilk ne zaman çıktı bilmem. Şu anda günü gününe yaşayan serseri bir yaşam biçimini anlatıyor. Eski yunan tablolarında ve yazılarında bohemlik görmek mümkün. Gerçi bohemi anlamak için o kadar geriye gitmeye gerek yok sanırım. Çoğumuzun aklına bohem deyince 18. yüzyıl Paris'inde ufak bir hotelde gaz lambası altında eserini tamamlamaya çalışan bir yazar gelir. İki günde bir yemek yemekten suratı buruşmuş bir adam. İşte bu adamın silueti bana çok çekici geliyor. Bilmiyorum ama heralde böyle olmak istiyorum.

Bohem, batı kültürünün filmlerde, romanlarda hatta şarkılarda pazarladığı bir kültürdür. Çoğu filmde ve romanda baş karakter bohem bir yaşam tarzını benimsemiştir. Tek gecelik ilişkileriyle, rüzgarda savrulan dağınık saçlarıyla, ve anı yaşayan ve bundan zevk alan umursamaz bir karakter. Bazen sonu korkunç bir ölümle bitse de öyle bir anlatılır ki bohem çekicidir her zaman. Şarkılar da bohemin mistik, vurdumduymaz ve savruk dünyasına açılan bir kapıdır. İlk akla gelen ''La Boheme'' dir sanırım. İşte bohem tüm çekiciliğiyle karşınızda ;

(fransızcası ve ...'yla başlayan ingilizce tercümesi)
La bohème

Je vous parle d'un temps
...I tell you about a time
Que les moins de vingt ans ne peuvent pas connaître
...That teenagers (lit.: those less than 20 years old) cannot know about
Montmartre en ce temps-là accrochait ses lilas
...At that time, Montmartre hung its lilacs (pale blue or white, early-blooming flowers)
Jusque sous nos fenêtres et si l'humble garni
...right up to our windows, and even if our humble furnished room
Qui nous servait de nid ne payait pas de mine
...That served us as a (love-)nest didn't look like much
C'est là qu'on s'est connu
...It was there that we knew each other
Moi qui criait famine et toi qui posais nue
...Me, crying hunger, and you, posing in the nude

La bohème, la bohème. Ça voulait dire on est heureux
...La bohème, la bohème. That meant "one is happy"
La bohème, la bohème. Nous ne mangions qu'un jour sur deux
...La boème, la bohème. We only ate once every two days.

Dans les cafés voisins
...In the neighbouring cafes
Nous étions quelques-uns
...We were people
Qui attendions la gloire et bien que miséreux
...that waited for glory (fame) and although miserable
Avec le ventre creux
...with empty stomacs (lit.: hollow bellies)
Nous ne cessions d'y croire et quand quelque bistro
...we never stopped believing [in it] and when some pub (of course, 'bistro' is a typically french café)
Contre un bon repas chaud
...in exchange for a warm meal
Nous prenait une toile, nous récitions des vers
...accepted a painting (lit.: a canvas), we recited verses
Groupés autour du poêle en oubliant l'hiver
...gathered around the stove, forgetting about winter.

La bohème, la bohème. Ça voulait dire tu es jolie
...La bohème, la bohème. That meant "you are pretty"
La bohème, la bohème et nous avions tous du génie
...La bohème, la bohème, and all of us were geniuses (lit.: 'had genius')

Souvent il m'arrivait
...Often [it happened to me that],
Devant mon chevalet
...before my easel, (i.e. the stand upon which a painter puts the canvas he is working on)
De passer des nuits blanches
...I spent sleepless nights
Retouchant le dessin
...touching up (=making minor corrections to) the drawing
De la ligne d'un sein
...of the line of a breast
Du galbe d'une hanche et ce n'est qu'au matin
...of the figure of a hip, and only at morning
Qu'on s'asseyait enfin
...one sat down at last
Devant un café-crème
...before a café-crème (coffee with much hot milk)
Epuisés mais ravis
...exhausted, but exhillarated
Fallait-il que l'on s'aime et qu'on aime la vie
...It must have been so that we loved each other, and that we loved life
...(a rather stiff translation of a fluent French sentence, but I don't know how to put it otherwise)

La bohème, la bohème. Ça voulait dire on a vingt ans
...La bohème, la bohème. That meant "one was twenty years old"
La bohème, la bohème et nous vivions de l'air du temps
...La bohème, la bohème and we lived from the 'spirit of the age'
...(That's literally what 'air du temps' means, but I'm sure that's notthe right way to put it in English. In French it has the connotation ofliving from air and nothing else, especially nothing material while atthe same time referring to the typical feeling in society at thatparticular time)

Quand au hasard des jours
...When, some days in a whim
Je m'en vais faire un tour
...I go out and take a walk
A mon ancienne adresse
...to my old address
Je ne reconnais plus
...I no longer recognise
Ni les murs, ni les rues
...nor the walls, nor the streets
Qui ont vu ma jeunesse
...that witnessed (lit.: saw) my youth
En haut d'un escalier
...At the top of a stairway
Je cherche l'atelier
...I search for the workshop
Dont plus rien ne subsiste
...of which nothing remains
Dans son nouveau décor
...In its new décor
Montmartre semble triste et les lilas sont morts
...Montmartre looks sad, and the lilacs have died.

La bohème, la bohème. On était jeunes, on était fous
...La bohème, la bohème. We were young, we were crazy
La bohème, la bohème. Ça ne veut plus rien dire du tout
...La bohème, la bohème. It doesn't mean anything at all anymore.

ve Türkçe tercümesi ;

yirmi yaşın altındakilerin bilemeyeceği
zamanlardan söz ediyorum size.
o vakitler montmartre; leylaklarını,
pencerelerimizin altına kadar asardı.
bize yuva olan fakirhanemiz
beş para etmese de
tanıştığımız yerdi orası.
ben açlıktan bağırırken,
sen çıplak poz veriyordun.

bohem, bohem
mutluyuz demekti

bohem, bohem
ancak iki günde bir yemekti.

komşu kafelerde,
şöhreti bekleyen birkaç kişiydik
kazınan bir mide ve sefaletimize rağmen
inancımızı yitirmiyorduk.

ve bazı bistrolarda
sıcak yemek karşılığında
bir tuval alıyor,
sobanın etrafında toplanıp
dizeler döktürüyorduk.

bohem, bohem.
"güzelsin" demekti
bohem bohem.
deha hepimizdeydi.

çok zaman şövalemin önünde
bir göğüs çizgisinin
bir kalça kıvrımının
desenlerini düzelterek
beyaz geceler geçirirdim.
ancak sabah olunca,
birer kafe-krem alıp otururduk:
tükenmiş ama hoşnut,
birbirimizi sevmeli,
yaşamı sevmeliydik:
bohem, bohem
yaş yirmi demekti
bohem bohem
hepimiz o zamanın havasına girmiştik.

günlerden bir gün tesadüfen;
eski adresime yolum düştü.
gençliğimi görmüş duvarları, yolları
hiçbirini çıkaramadım.

bir merdiven üstünden,
artık eser kalmamış atelyeyi aradım.
yeni dekoruyla üzgün gibi geldi montmartre
ve leylaklar ölmüş.

bohem, bohem
gençtik, çılgındık.
bohem, bohem
hiçbir şey ifade etmiyor artık.

Evet aslında bohemlik üzerine anlatmaya çalıştığım her şey bu şarkıda mevcut. Şimdi şarkıda bahsedilen kişiyi özetleyelim ; karnı çoğunlukla aç, yaratıcı ama bir türlü beklenen patlamayı yapamayan bir sanatçı. ama tüm olumsuzluklara rağmen umutlu ve mutlu...

Türkiye'de boheme gelirsek bohem dışlanır. TÜrk örf ve adetleri bohemin toplum hayatına indirdireceği darbeden çekinir. İnancına ters düşer. Bu yüzden pek de iyi gözle bakılmaz boheme. aklıma bohem deyince iki isim geliyor Türkiye'de. Necip Fazıl ve Neyzen Tevfik. Necip Fazıl değişiminden önce yaşadığı hayatı bohem olarak niteliyor. Ama kim ne derse desin. Büyük dönüşü yapmasa bugün hakkında bu kadar çok bahsetmeyeceğimiz kesin. Kendisi bohem çizgisinden kayarak daha mütevazi ve toplum tarafından benimsenen bir hayata dönüyor. İşte belki de Necip Fazıl'ı Necip Fazıl yapan buydu. Neyzen Tevfik'e gelince şu anda çok iyi içen bir sanatçıdan daha fazlası bilinmiyor. Demek istediğim kültürümüz Neyzen Tevfik'i bir bakıma cezalandırmış. Necip Fazıl'ı ise ödüllendirmiş. Anlatmaya çalıştığım tam da bu aslında. Türk örf ve adetleriyle çelişen bohemin Türkiye'de asla baskın olamayacağı...

Tabii bir de çingenelerin bohemliğinden bahsetmek lazım. Eğer bohemlik gününe yaşamaksa heralde çingenelerden daha iyi bohem bulunamaz. Ama benim algım ve idealize ettiğim bohem buna karşı çıkıyor. Bana göre bohem en azından bohem yaşadığını anlayacak kadar enteletüel bir birikime sahip olmalı. Ne yaşadığını bilmeli ve tadını çıkarmalı. Yoksa çingenelerden ve görünce yolumuzu değiştirdiğimiz şarapçı amcalardan daha bohem insanlar bulamayız ki bunların hepsi benim kuruntularım...

Günümüze gelirsek ; ortalama bir Türk gencinin bohemi çekici bulması ve öyle olmak istemesi gayet makul bir düşünce. Ancak gerçekleştirebilmesi çok zor. Çünkü bahsedilen ortalama Türk gencinin yaşamı ilkokuldan beri planlıdır. Kimse o yoldan kolay kolay sapamaz. Nedir bu yol ; İlköğretime başlanır, Sonunda iyi bir liseye gitmek için sınava girilir. Liseye başlanır. Sınava girilir. Üniversite deeerken. Bir bakmışsınız Hayata atılmıştır bizim ortalama Türk genci. Bohemliğin savurganığından ve ateşinden geriye küller kalmıştır. ve Bohem ölmüştür...

Hayal


Bu akşam bir ateş duyup etimde,
Kadın kadın diye içimi oydum.
Ruhuma bir serin yer istedim de,
Alnımı mermerin üstüne koydum.

Birden karanlıklar sökülüverdi;
Odama bir hayal dökülüverdi;
Karşımda gerildi, bükülüverdi;
Onu gözlerimle çırçıplak soydum

Artık ben ne günah olsa işlerim,
Yumuşak yastığa geçti dişlerim.
Bir an kadar sürdü can verişlerim,
Ey kadın bu akşam sana da doydum...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Etiketler: 18 yüzyıl | bohem | çingene | doğu | fransa | insan | islam | kader | la boheme | paris | ressam | yazar

Bu yazı 22/07/2008 tarihinde yayınlandı. 96 defa görüntülendi.

mustianapolis tarafından gönderilen tüm yazılar »

 

yazının puanı: 0.0 (0 kişi)  

Paylaş:

E-posta ile gönder:


SİTE SAHİBİ
mustianapolis


25
Ankara
Şikayet Et
 
Bu sitede Tüm Azbuz'da
 
->>YAZI GÖNDERİN

SİTE ETİKETLERİ
 
SİTE KATEGORİSİ
Günlük / Blog
 
GİRİŞ:
E-posta:
Şifre:
Beni Hatırla
 unuttum
OYLAMA

Bu siteye oylama eklenmemiş.

rss link
 
ADnet Reklamları
 
Dağınık Denemeler | Tarih | Karalayarak Yazdıklarım | L'Aiglon Mustianapolis Ana Sayfa | Forumlar | RSS
© 2006 Azbuz.com. Her hakkı saklıdır. Blog tutmak ve site yapmak için Türkiye'de bir numara.